Kısa röportaj örnekleri, röportaj için soru örnekleri, örnek röportaj soruları, örnek röportajlar

Sponsor Bağlantılar


Konu Özeti:Kısa röportaj örnekleri, röportaj için soru örnekleri, örnek röportaj soruları, örnek röportajlar, Röportaj Soru Örnekleri: röportaj örnekleri, röportaj soruları, röportaj soru örnekleri, röportaj soruları örnek, örnek röportaj soruları, röportaj soruları örnekleri, yazarla röportaj soruları, röportaj..
Röportaj Soru Örnekleri:
röportaj örnekleri, röportaj soruları, röportaj soru örnekleri, röportaj soruları örnek, örnek röportaj soruları, röportaj soruları örnekleri, yazarla röportaj soruları, röportaj örneği, röpörtaj örnekleri, yazarlarla röportaj örnekleri
Röportaj Örnekleri


[Samimi olmayan şarkı kalıcı olmaz] Hepimizin hayatında bir Fikret Şeneş şarkısı muhakkak vardır. Kimi zaman “Haykıracak nefesim kalmasa bile” kimi zaman “Yeniden başlasın, burada kalmasın” kimi zaman “Kimler geldi kimler geçti hayatımdan” kimi zaman “Hoşgörsen affet gitsin aldırma” kimi zaman “Gel de gör beni bambaşka biri” kimi zaman da “Bana yalan söylediler kaderden söz etmediler” demişizdir. Bunları söylemediğinizi düşünüyorsanız muhakkak “Bir başkadır benim memleketim” demişsinizdir. Gördünüz mü muhakkak hepimizin bir Fikret Şeneş şarkısı varmış.

Söyleşi: Hakan Eren / AKORT dergisinde yayınlanmıştır.

Türk Popu’nun ilk kadın söz yazarı Fikret Şeneş en son 1996 yılında Ajda Pekkan için “Bir Hata” adlı şarkıyı yazmış. Ondan beri söz yazmıyor. Türk Popu’na 290′a yakın eser bırakmış. Başta Ajda Pekkan olmak üzere Semiramis Pekkan, Sevda Karaca, Işıl Yücesoy, Zerrin Özer, Nilüfer, Semiha Yankı, Ayla Dikmen, Neco, Zaliha, Tanju Okan, Sibel Egemen, Şenay, Ayten Alpman, Selçuk Ural, Gönül Yazar, Gökhan gibi birçok önemli yorumcu Fikret Şeneş’in yazdığı şarkı sözlerini plak yapmışlar. Yazdığı tüm şarkılar aradan uzun yıllar geçmesine rağmen hala dillerde ve kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Kalıcı olmanın en önemli örneği Fikret Şeneş bakın neler söyledi…

Şimdiki yazılan şarkı sözlerini nasıl buluyorsunuz?

Şimdi yazılan şarkı sözlerinin uygunsuz olmalarının sebebini TRT’ye yüklüyorum. Çünkü eskide TRT bizim en ufak bir Türkçe hatası olan veya sakıncalı bir mana ifade edecek sözleri içeren şarkıları hemen durdurur denetimden geçirmezdi. Ama şimdi önüne gelen her türlü kelimeden her türlü argo sözlerden şarkı yapıyor. Yani Türkçe’mizi rezil etmek için ne lazımsa yapıyorlar. Ama müstehcen olsun ama argo olsun ama Türkçe’si yanlış olsun veya cümle tersinden söylenmiş mühim değil yeter ki orada bir “Salla” bulunacak, ya “Mucck” ya da “Şaka Şuka” diyecek. “Şak Şuka” çok güzel aslında çünkü bir çingenenin yaptığı şarkı ve bir çingene gecesinde söylendiği zaman veya bir göbek atarken fevkalade uygun. Ama bir TV için uygun olduğunu düşünemiyorum. Sadece müzikalite açısından yoksa ben bile bayılıyorum. O kadar güzel çalışmışlar ki hakikaten dans show görüyorsun.

Bir şarkının kalıcı olması için ne yapılması gerekir? Sizin yazdığınız şarkılar hala her yerde söyleniyor. Şarkılarınız bu kadar kalıcı olacağını hissetmiş miydiniz?

Tabii kalıcı olacağını hissettim çünkü onlar bir hayatın yaşanmışları. Ben kırkımdan sonra başladım. O yaşa kadar gelen hislerin bir süzülmesidir tüm bu sözler. Bunları yaşayacaksın ki ayna gibi her insan kendinden bir parça bulabilsin şarkının içinde. Ya acılarını bulur, ya sevgisini, ya aşkından ya da özleminden bir şeyler bulur. “Aaaa tıpkı bak bu benim için yazılmış” diyebildiği zaman o şarkı artık kalıcıdır. Bir şarkının kalıcı olması için şarkı sözünün çok samimi ve hakikaten yaşanmış olması lazım. Yaşamamış olan şarkı sözü yazamaz ama şiir yazar. Şarkı sözü yazamaz çünkü müzikten etkilenmesi lazım. Bugün müzikten daha önemlidir söz.

Yıllar önce yazdığınız şarkılarınız yeniden başka yorumcular tarafından cover yapılarak albümlere konuluyor. Bunları nasıl karşılıyorsunuz? Beğeniyor musunuz?

Beğeniyorum ama zavallılar zamana uyacağım diye onlara ne verilirse onu okuyorlar. Ben zamanında bu şarkıyı yazarken uygun yorumcuya vermişimdir şarkıyı mesela bir “Ne de Olsa Karın”ı Ayla Algan okumuştur niye Ajda Pekkan’a vermemişimdir? Ona uymaz diye. Şimdi başkası okuduğunda dinlemem lazım iyi okuyor mu diye. Hakikaten hissederek okumak lazım. Buyursun okusun.

Siz hep anlatırsınız bir şarkınızın yazılmasının aylar sürdüğünü oysa şimdi şarkılar daha çabuk yazılıyor gibi. Sizin şarkılarınızın farkı burada galiba…

Hayır beste yok ki ortada. Do’yu oradan re’yi oradan çalacak nasıl kelimeleri oradan buradan aşırıyorlarsa onlar da müzikleri laylaylom işte Arap müziği Avrupa müziğini takip ediyorlar. Benim bir çok şarkımın kelimelerinden şarkı yapmışlardır. Şimdi aradaki fark nedir biliyor musun? Benim müziği çok iyi bilmem. Sesimin çok güzel olmasından dolayı bir konservatuar okumuş, bir özel ders almış olmam ki hakikaten çok değerli bir konservatuar hocasından ders aldım. O zamanki Amerikalı müzik hocamız bize müzikal olmayan bir kelimenin şarkıya girmeyeceğini öğretmişti. Eğer her kelime şarkıya girebilseydi o zaman şairlerden bizlere lüzum kalmazdı ki. O kadar başarılı şairlerimiz var ama öyle kelimeler var ki şarkıya uymayabilir. En yüksek tonda çıkamayabilirsin o kelimeyle. Hiç farkında olmadan Amerikalı müzik hocama çok şeyler borçluyum. Çünkü söz yazarlığının bir okulu yok ama ben bu eğitimi almışım İngilizce olarak. Ahenkli kelimeler olması lazım diyor şarkıda. “Kalbinden beni at” o T harfini düşünebiliyor musun? T harfinin sona gelmemesi lazım. Ya G harfinden başlayan herhangi bir cümle “Göö” diye giriyor. “Gööözlerinin”… Ne kadar çirkin, olabilir mi böyle bir şey?

Türk popuna baktığımız zaman en büyük hitleri çıkaran söz yazarlarının kadın olduğunu görüyoruz. Tesadüf müdür bu, yoksa kadınlar daha iyi söz yazıyor mu demeliyiz?

Çünkü aşka kadınlar daha çok değer veriyor. İki Fransız şair var birbirlerine çok aşıklar ve şiirlerle yazışıyorlar. Kadından aşkın tarifi çıkıyor. Diyor ki “Aşk bir kadının bütün hayatıdır, erkeğin varlığının bir parçasıdır.” Düşünebiliyor musunuz bir kadının bütün hayatı, bütün dünyası. Erkek herhangi bir şekilde dışarıda bir şey yaptığında asıl aşık olan kadına nelerin tesir ettiğinin farkında bile değil. Lalettayin dışarıda yaptığı bir şey gibi addediyor kendini. Bu demektir ki , kadının daha iyi mi söz yazarlığının dışında kadının haleti ruhiyesinin daha ince, daha kırılgan, daha sadık olduğudur. Ama bu dediğin Türk popundaki tesadüftür yoksa başarılı erkek söz yazarları da var.

Erkek söz yazarlarını nasıl buluyorsunuz?

Benim çok beğendiğim daha Almanyalar da iken şiirlerini kestiğim Ahmet Selçuk İlkan var ki ne şahane bir şairdi geldi buraya arabeskçi oldu. Hadi buradan buyurun. Yazık oldu. Kayahan da dikkatimi çeker ama Kayahan hiçbir zaman bana samimi gelmemiştir. Sanki biraz zorlamalı gibi. Normal bir hayatın gidişatı gibi gözükmez bana hayatı her nedense. Sahnede de ömrümde bir kere izledim o zaman ismi bile yoktu ortada. Arnavutköy’de aralık bir sokakta 2.katta bir yerde şarkı söylüyordu oraya gittiydim. Orada da itti beni samimi gelseydi çekecekti belki. Barış Manço da aynı şekilde samimi gelmedi bana. Kenan Doğulu çok tabii geliyor bana biliyor musunuz? Hakikaten hisseder hissetmez hemen yazıyor ama parçalıyor kendini onu sana da sevdirsin diye. Hep aynı şey hatta bugün Şenay Düdek’te de okudum diyor ki “Yorgun düşüyorum Kenan’ı dinlerken. Adam kendini parçalıyor”. Bana da sordu bir gün “Nasıl buldun Fikret abla” diye. Oğlum niye paralıyorsun kendini. Bak millet doldurmuş burayı seni dinlemeye zaten gelmiş. Ehh şarkıların da güzel niye kendini bu kadar parçalıyorsun dedim.

Peki sizce şarkı söylemek bağırmak demek midir?

Hayır. Hayır. Hayır… Fısıldamak demek, konuşmak demek. Biraz da Rap türü bundan çıktı. Konuşuyor diyorlar ya. Nereden çıktı buradan çıktı. Bağırmadan küçük sesle şarkı söylemek dünyanın en güç işidir. Şarkı söylemek zaten sanatın en güç dalıdır. Şarkıyı söyletmiyorlar bağırttırıyorlar aslında. Zerrin Özer’i sesini işte öyle yıktılar, mahvettiler. Zerrin Özer’in sesi Türkiye’ye az gelmiş seslerdendir. Batı olarak da diğer seçtiği dallar olarak da. Fakat bağırtırlar kızı illa ki. Nilüfer’i de bağırtmışlardır fakat “Ben Seni Seven Kadın”da bağırtmadan söylettim. O zamanki kocası Yeşil Giresunlu “Fikret hanım tebrik ederim sizi bana bir şarkıcı kazandırdınız” dedi. Çünkü ilk defa bağırtıp çağırtmadan Nilüfer’e şarkı söylettim. İşte bunları bağırtanlar müzik yapımcıları. Bağırsın da sesi çıksın ki satacak. Olmaz böyle şey.

Sizin zamanınızda klip yoktu. Acaba şarkılarınıza nasıl klip çekilirdi düşündünüz mü?

Valla bilemiyorum ama bir siyahlı kadın herhalde oturacaktı böyle elinde bir kırmızı gül. Oturduğu yerde hani ilk Zuhal Olcay’ın çıktığı gibi sahnenin ortasında durup şarkılarını icra edecekti. Ve ne kadar güzel dinlenecekti. Zuhal Olcay ilk çıktığı zaman “Yalnızlığım”ı söylediği zaman mest olmuştum. Hep öyle dümdüz siyah bir elbise ile çıktı sahnenin ortasında durdu. Tüm şarkılarını söyledi ve çıktı. Biz böyle aşılanmış falan gibi kaldık. Benim için Zuhal Olcay iyi tiyatro sanatçısı olmasının yanında iyi de bir şarkıcıdır.

Şimdi eskiden haklarınızı koruyacak bir MESAM bir MSG gibi meslek kuruluşları yoktu. Haklarınızı sanatçılardan mı alırdınız? Nereden alırdınız?

Sanatçılardan değil şirketlerden alırdık. Konuşurduk şirketten alırdık 250 Lira. Sonradan 3.000 Liraya çıktı çok pahalandı dediler. Şimdi konserlerde de almaya başladık. “Memleketim” şarkısı bile yeterdi aslında. Düşünsenize önüne gelen herkes söyledi. Şimdi de okullara vermişler. Okullarda okutuluyor ezberletiliyor ve hükümet benden izin almadığı gibi ne de bir teşekkür etti. Sadece kullanıyorlar güzel güzel. Ondan sonra da uyduruyorlar. Geçtiğimiz yıllarda TRT’de bir konserde “Memleketim” söylendikten sonra altına Mehmet Akif Ersoy yazdılar. Tam çıldırıyordum onun için hemen aradım TRT’yi “Bu İsrail halk şarkısıdır sözlerini de ben yazdım” diye.

Gençlerin iyi söz yazabilmeleri için ne gibi tavsiyelerde bulunacaksınız?

Gençler iyi söz yazamaz. Çünkü yazması için yaşaması lazım. Nasıl bir meyve olgunlaşmadan düşüp yenmiyorsa gençler de hissedemez daha. Ancak idealist laflar ederler o da sakıncalı bulunur zülfüyare dokundu diye. Onun hissettikleri orta yaşın hissettiklerine uymaz. Hayatı bilmiyor daha yaşaması lazım.

FİKRET ŞENEŞ NE DEDİ?..

AJDA PEKKAN

Ajda Pekkan sahneler için yaratılmış. Hakikaten sahneleri dolduran yegane batı şarkıcımızdır benim için. Bunun yanı sıra dinleyicisine en çok saygısı olan , en mükemmel şekilde görünmek isteyen bir şarkıcıdır bir sanatçıdır daha doğrusu. Öylesine saygılıdır ki saçının bir teli kıvrılsa veya elbisenin bir tarafı ütüsüz olsa katiyen sahneye çıkmaz, şarkı söylemez. Bu ne demektir , dinleyicisine olan saygısından ileri gelen bir şeydir. Ve bunların mükemmel olması için elinden geleni yapar. Bunları yaparken de bazen şarkı sözlerini unutabilir. O kadar saçıyla başıyla meşguldür ki bir anda kayıverir şarkının sözü ama Ajda toparlar mühim değildir. Kendine de hep söylediğim gibi benim şarkılarımın en iyi vitrinidir. Çünkü o şarkılarımı alıp kendi mükemmeliyetçi kişiliği ile birleştirdiği zaman gayet tabii o şarkı nazar-ı dikkati cezbeder herkes tarafından tutulur ve sevilir. Ama bir başkası tarafından da söylense belki aynı alakayı görebilir de görmeyebilir de. Şarkıcın görüntüsü de çok mühim yoksa önünüze her gelen sesi güzel birileri de şarkıcı olabilirdi.

SEZEN AKSU

Tanrının hakikaten az insanlara nasip ettiği bir değer benim için. Fransızların nasıl bir Edith Piaf’ı varsa bizim için de Sezen Aksu aynı şeydir. O kadar güzel şeyler yaptı ki sonunda daha da tatmin olayım diye değişik yönlere saptı. O zaman da bizim sevip kabul ettiğimiz Sezen’i bu değişik türlerin çok azında gördüm. Mesela son şarkısı “Farkındayım” benim için dünyaya değer bir şarkısıdır. Yalnız şarkının A’sı ile B’sinin aralarında en ufak bir bağlantısı yok fakat bunu ancak müziği bilenler anlayabilir. Ama bunu o kadar iyi başarmış ki şarkıyı dinlerken başka dünyaya gidiyorsunuz.

NÜKHET DURU

Eskiden beri hep özgün besteler diye tutturdu. Fevkalade bir yorumcu fevkalade bir insandır. Özgün besteler diye tutturdu fakat bizim memleketimizde tam manasıyla batı müziğinde besteci olarak pek fazla bir insan göremiyorum. Avrupa mesela hem müziği hem sözü eşit tutar ama aslında bana sorarsanız söz daha mühimdir. Müzik ne kadar güzel olursa olsun sözler olmayınca melodi kayar kafanızdan fakat çok güzel bir söz kafanıza çakılır kalır. Melodisi aklınıza gelmese bile şu sözlü şarkı nedir diye sorarsınız. Sahnesine gelince kendini o kadar sebatla yetiştirdi ayrıca çok da hatırşinasdır. Çok severim ve her ne kadar beraber çalışma imkanımız olmasa bile yine de hep arar sorar ve ben aradığım zaman hep telefona kendisi çıkar ötekilerde bunu göremezsin.

NİLÜFER

Nilüfer’in sesi her ne kadar çağlayan gibi gürler gözükse de oktavı çok fazla geniş değildir. Ajda, hele ders aldıktan sonra çok daha iyi çıkabildi. Gırtlağı daha iyi kullanabilmek için şan dersi şarttır her zaman. Nilüfer çıkabildiği halde aynı oktavdan fazla dışarı çıkamaz ve o oktav içindeki şarkıları da çok güzel değerlendirir. Çünkü güzel bir sesi var temiz bir gırtlağı var. Kendine çok iyi bakar. Benim için değerlidir.

umarım işine yarar kübra.

Röportaj Nasıl Yapılır, Röportaj Örnekleri

Röportaj Nasıl Yapılır, Röportaj Örnekleri, bir Röportaj örneği

Örnek bir röportaj:

1)Adınız soyadınız?
2)Yaşınız
3)Mesleğiniz
4)Okuduğunuz okullar
5)Bu meslek için gerekli yetenekler
6)Bu mesleğin zorlukları
7)Elde ettiğiniz miktar ve size yetip yetmediği
8)Mesleğinizi seviyor musunuz?
9)Kaç senedir bu mesleği yapıyorsunuz?
10)Bu mesleği siz mi seçtiniz yoksa ailenizin baskısı oldu mu?
11)Şimdi bir mesleği seçme hakkınız olsa aynı mesleği mi seçerdiniz?
değiştirirseniz hangi mesleği seçerdiniz?
12)Bu mesleğe kaç yaşında başladınız?

Ayrıca bir doktorla yapılmış röportaj örneği

Dr. Levent Yücetin, koltuğunun altında taşıdığı dosyalarda, aslında binlerce insanın yeni bir hayat umudunu da taşıyor. Organ nakli bekleyen hastaların bulunduğu listeden sildiği her isimde ise yeni bir hayatın başlamasını sağlıyor…

Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Koordinasyon Birimi Sorumlusu Dr. Levent Yücetin, insanları organ nakline davet eden ekibin ilk parçası. O, listede bulunan binlerce insanın sorumluluğunu taşıyor. Listeleri azaltıp, yeni organlarıyla yeni bir hayata başlamaları için insanları organ nakline çağırıyor.

* Listenizde kadavradan organ bekleyen kaç kişi bulunuyor?
Yaklaşık 2 bin 200 kişi bulunuyor.

* Bunların ne kadarına organ bulunabiliyor?
Bir yıl içinde kadavradan nakil yapabildiğimiz böbrek hastası sayısı n5 ile 50 arasında değişiyor. Antalya’da Türkiye genelinin 10 katı organ bağışı yapılıyor. Bizim oranlarımız İstanbul’da olsaydı bu rakam n50-500 kişiye ulaşacaktı. Avrupa ortalaması da 1n-15 civarında. Antalya, organ bağışı konusunda, il olarak, pek çok Avrupa ülkesinden iyi durumda.

* Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yalnızca Antalya ve civarında yaşayan hastalar mı organ bağışı listelerine girebilir?
Organ beklemek için Türkiye’nin dört bir yanından Almanya’dan, Avusturya’dan hatta Kanada’dan bile bize gelen Türk hastalar var. Almanya’da yaşayan bir hastamız kadavra listesindeydi, çağrılınca Ankara’da yaşayan birinden daha çabuk geldi. Türkiye’nin dört bir köşesinden kadavra bekleme listesi için buraya geliyorlar.

* Öncelik Antalya’da yaşayan hastaların mı?
Sağlık Bakanlığı Ulusal Koordinasyon sistemi var, karaciğer ve kalp hastaları için acil bekleme listesi var. Türkiye’nin neresinden bir organ bağışı yapılırsa, tüm bilgiler Sağlık Bakanlığı’na bildiriliyor. Böbrek içinse kendi listenizdeki kayıtlı hastalar içinden doku uyumu en fazla olanlar seçiliyor. Bir kadavradaki bir böbrek için 6 hasta çağırıyoruz. Organların kadavradan çıkarıldıktan sonra en kısa sürede nakil yapılması gerekiyor. Bir hastada tıbbi sorun çıktığı zaman onu gönderip diğerini çağırırken vakit kaybına yol açmaması için 6 hastayı çağırıyoruz. 6 hastaya tüm testler yapıldıktan sonra en uygun olan iki kişi seçiliyor. Buradaki öncelikli kriterler; doku grubu kriterinin en fazla olması, bekleme süresinin uzun olması, verici ile yakın yaşlarda olması. Genç bir hasta ise genç, daha ileri yaşlara ise kendi yaşına yakın vefat edenin organlarını veriyoruz.

* Hastalar için geri dönmek hayal kırıklığı yaratmıyor mu?
Çok zor oluyor, çok büyük bir hayal kırıklığı ama başka şansımız yok. Beş kez altı kez gelip geri dönen hastalar var. Bazıları ‘bir kere gelip geri döneyim’ bile diyor. O şansa yakın olduğunu hissetmek istiyor.

* Neden hastaları genellikle gece yarısı çağırırsınız?
Genellikle gece yarısı arıyoruz; çünkü beyin ölümü testleri akşam üstü tekrarlanır ve bize bildirim akşam üstü yapılır. Biz de aileleri akşam üstü arıyoruz ve gece 11.00-12.00 gibi de görüşüyoruz. Kadavrada beklemenin belli bir standart süresi yok. Tamamen zamana karşı yarış.

* Kadavradan mı, canlıdan mı organ istemek daha kolay?
Kendi adıma söyleyeyim; kadavradan istemek daha kolay. Çünkü orada hayatını kaybetmiş bir insan var ve doğanın tek bir kuralı var; her doğan canlı ölecek. Eğer organ bağışı yapılmazsa toprak olacak. Ama canlı vericide hiçbir sağlık sorunu olmayan birini riske atıyorsunuz. Diyalizde hastayı bırakırsanız yaşam şansını ve kalitesini üç kat azaltıyorsunuz. Kadavradan herkese organ bağışlama şansınız yok, dolayısıyla canlı nakilleri de önermek zorunda kalıyorsunuz.

* Bunu ailenin yakınlarına siz mi teklif ediyorsunuz?
Canlı için her iki tarafla da görüşüyoruz. Bazen onlar gelerek vermek istiyorlar, bazen biz aileyle konuşup, durumu anlatıyoruz.

* Nasıl tepkiler veriyorlar?
Çok değişken bir tepki, net bir şey söylemek zor. Genelde anne babalar çocukları söz konusu olduğu zaman hemen kabul ediyorlar. Ama anne babalar, çocuklarından almayı kabul etmiyorlar. Eşlerin bir kısmı organlarını vermeyi kabul ederken bir kısmı ayrılmayı bile düşünüyor. Kardeşler de bekarsa verme olayı daha kolay, evliyse eşlerin tepkileri ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla bir yığın değişken tepki var.

* Kimler daha kolay organ bağışlıyor?
En çok anneler çocuklarına. Daha sonra babalar, kardeşler ve eşler geliyor. Eşlerde de kadınların kocalarına organ verme oranı, erkeklerin verici olma oranlarından ciddi oranda yüksek.

* Son anda organ bağışlamaktan vazgeçenler oluyor mu?
Oluyor. Genellikle kardeşler ya da biraz daha uzak akrabalar son anda vazgeçebiliyorlar. O sırada yaptıkları sohbetler sırasında duydukları ‘sakat olursun’, ‘yarım kalırsın’ gibi söylentilere bağlı olarak vazgeçebiliyorlar. Ameliyata giderken dönenleri gördük. Servisten sedyeye koyup ameliyathaneye giderken vazgeçene şahit olduk.

* Ne yaptınız?
Yapacağımız bir şey yok. Kişinin kendi takdiri. Kardeştiler, yapacak bir şey yok. Çantasını topladı gitti.

* Bu durum o insanlar arasında bir küskünlüğe yol açıyor mu?
Açıyordur ama bu konuda birini suçlamak, yargılamak doğru değil; çünkü çok zor bir karar.

* Siz olsanız verir miydiniz?
Organlarımı bağışlardım. Canlı verici anlamında sorduğunuz zaman da çocuğum için hiç düşünmeden evet. Diğer aile yakınları içinse o an çok önemli. Çocuğunuz varsa ve ilerde onda da bu sorunun olup yardım edememe düşüncesi insanı zorlar. Ama aile yakınlarını diyalizde yaşatmaktansa, kesinlikle verirdim.

* Sizin için bile çok zor bir karar insanları organ nakline ikna etmek zor değil mi?
Beni bir garson olarak düşünün. Ben sadece restorandaki mönüleri getiriyorum. Bu mönüde, böbrek yetmezliği hastaların diyaliz ve nakil şansı vardır. Bunların risklerini anlatırım. Ama hiçbir zaman ‘şunu yapın, bunu yapın’ demem ya da ‘siz olsaydınız ne yapardınız’ sorusuna yanıt vermem. Verilen karar için tıbbi destek sağlarım. Onun yerine asla karar verici olmam, öneride, teklifte bulunmam. En azından ben kendi adıma bunu yapmıyorum. Çünkü çok zor bir süreç. Onlar bir ömrü birlikte geçirecekler, hep bu çelişkiyi kendi içlerinde yaşayacaklar; dolayısıyla zorlamak hiç uygun değil. Ama nakil, diyalize göre yaşam süresini artırıyor. Ne kadar erken nakil olurlarsa, başka bir organda hastalık çıkma riskinin azalacağını, kadavra listesinin tamamen bir şans olduğunu anlatıyorum. Bugün de çıkabileceğini, üç veya on yıl sonra çıkabileceğini hatta hiç çıkamayacağını anlatıyoruz. Ancak son kararı kendileri veriyorlar.

röportaj örneği

EĞİTİM ÜZERİNE KISA BİR RÖPORTAJ DENEMESİ
Bir gün bir gazeteci kameramanı ile eğitimle ilgili bir röportaj yapmaya giderler ve Suna isimli bir öğretmenle tanışırlar.
Bakalım ne olur
GAZETECİ:Acaba sizce eğitim nedir Suna hanım?
ÖĞRETMEN:Eğitim bir ağaçtır ve öğrenciler bu ağacın meyvelerini toplarlar.
GAZETECİ:Peki sizce eğitimin önemi nedir?
ÖĞRETMEN:Eğitim sadece okuma yazma bilmek değildir.Eğitim insanların kültürleri bakımından önemlidir.
GAZETECİ:Eğitimi sevmeyen öğrencilerde var.Bunun için ne düşünüyorsunuz?
ÖĞRETMEN:Eğitimi seven insanlar her zaman çok daha fazladır.İnsanlar eğitimin önemini,sonucunu gördükten sonra anlarlar.
GAZATECİ:Fakat eğitimin pek de yararlı olmadığını düşünen aileler var.
ÖĞRETMENize söylediğim gibi eğitimin yararını sonucunu gördükten sonra anlayabiliriz.Eğitimin başı olmadan sonu olmaz tabi.
GAZATECİ:Eğitimin sadece okuma yazma ile bittiğini düşünen insanlar da var .Buna ne diyeceksiniz?
ÖĞRETMEN:Eğer eğitim sadece okuma yazma ile bitseydi kültür hayatımız olmazdı.İnsanlar görgüsüz ve cahil olurlardı.Bunun böyle olmasını hiç birimiz istemeyiz.
GAZATECİ:Eğitim bir ağaçtır ve öğrenciler bu ağacın meyvelerini toplarlar,dediniz.Bu ağacın meyvelerini toplamayanlar da var.Onlara ne diyeceksiniz?
ÖĞRETMEN:Eğitim ağacının meyvelerini toplamayan öğrenciler,eğitim çerçevesi içinde boğulup giderler.
GAZATECİorularımızı cevapladığınız için teşekkürler efendim.
ÖĞRETMEN:Ben teşekkür ederim.

Öğretmenle röportaj soruları:
1- Mesleğinizi size sevdiren en belirgin özellik sizce nedir?
2- Göreve başladığınızda ilk dersinizde neler hissettiniz?
3- Her öğretmen ilk göreve başladığı günlerde idealist düşünür. Mesela öğrencilerine karşı sert otoriter disiplin uygulamamak gibi. Ama yıllar geçtikçe bu idealizm çok meslektaşınızda kayboluyor. Buna katılıyor musunuz? Sizce nedeni nedir?
4- Öğrertmenlik mesleği elbette kutsaldır. Ancak meslektaşlarınız arasında buna inanmayanlar elbette vardır ve baştan savma görev yapanlarda olabilir. Sizce günümüzde bunların oranı nedir?
5- Bir dersin öğrencilerce sevilmeside öğretmenin tutmu mu yoksa ders anlatışı mı daha etkilidir?
6- Eğitim; bireylerde davranış değişikliği meydana getirmek olduğuna gore; özellikle küçük yerleşim bölgelerinde öğrenciler sekiz yıllık eğitim sonunda bile hala çevrelerindeki çarpıklıklardan, örneğin küfürlü konuşmak, küçük öğrencileri itip kakmak, büyüklerini severek saymak yerine korktukları için saymak, okul ve evlerinde temizliğe dikkat etmemek gibi, hala kurtulamamalarının nedeni iyi bir eğitim programımızın olamamasından mı yoksa iyi eğiticilerin az olmasından mı kaynaklanıyor sizce?
7- Ilk sekiz yıllık eğitim ve öğretimde öğrencilerin çoğu derse katılmak, parmak kaldırmak ve bir soruyu once bilmek konusunda daha aktif olmalarına rağmen, orta öğretimde bu aktifliğin sıfıra kadar inmesinin nedeni sizce ilk sekiz yıllık eğitimin yanlış ve eksik olmasından mı yoksa orta öğretimde eğitim programının yetersizliğinden mi veya öğretmenlerimizin yanlış davranışları nedeniyle öğrencilerini motife edememelerinden mi kaynaklanmaktadır?
8- Siz Milli Eğitim Bakanı olsanız bugünkü sistemi ve müfredatı nasıl iyileştirmeyi düşünürsünüz?
9- Bugünki sistemde velilerin çocuklarını istedikleri okula gönderememeleri sizce zorbalık değil mi? neden?
10- Zorunlu eğitim askerlik gibi zorunlu olduğuna göre öğrencilerin eğitim öğretim için her türlü ihtiyacının devlet tarafından karşılanması gerekirken , biliyoruz ki; defter yol ücreti servis, özel kıyafetler eğitim gereçleri gibi bazı ihtiyaçlar karşılanmamakta ve bu velilere bildirilmemektedir. Hatta bazı okullar velilerden okulları için zorunlu bağış bile almaktadır. Bu durumda iyi bir öğretmenin bunları savunamaması ve öğrencilerine anlatamaması eğitimi ve bu eziklikle görev yapan eğiticiyi olumsuz etkilemez mi?
11- Onuncu soruyla ilgili olarak ülkemizde yarım asırlık eğitim siyasi gücün propaganda aracı durumunda ve baskısında olduğuna göre şimdiki ve gelecek kuşakların yinede sağlıklı bireyler olacağına inanıyor musunuz?
12- Fikri hür vicdanı hür nesiller nasıl yetişir?

Röportaj Soru Örnekleri

Röportaj Soruları Örnek,
Röportaj Soruları nelerdir,
Örnek Röportaj Soruları

- Merhaba; öncelikle sizi tanımak isteriz Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Cevap olarak: Adınız – Yaşınız – doğum yeri – yaşadığını şehir- öğrenim (Okul) – İş (kısaca anlatım)

2- Çok memnun olduk Hobileriniz ve sizi tanımlayacak özelliklerinizi de bilmek isteriz

Cevap olarak: Fobileriniz – Hobileriniz -Giyim tarzınız – – Özlediklerin – Korkuların – Benzetildiğiniz kişiler

3- En büyük hayaliniz ve gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz nelerdir?

4- Herhangi bir kişinin en favori insanı mısın? Neden?

5- Şu anda yaptığın işin dışında (hayattaki tüm işler kanuni olsaydı) ne iş yapmak isterdin?

6- Yalan söylemenin sence uygun olduğu durumlar nelerdir? Beyaz yalan söyler misin, ne söylersin?

7- Yaşayamadığın için pişmanlık duyduğun ne var?

8- Ulaşamadığın biri ile tanışıp sohbet etme olanağın olsaydı bu kim olurdu? Ondan neler öğrenmek isterdin?

9- Hiçkimsenin göremediği bir özelliğin var mı? Varsa neden bugüne kadar gizli kaldı?

10- Seni en çok ne kızdırıyor? Bu kızgınlıkla baş edebiliyor musun? Edemiyorsan, neden?

11- Hangi markalar sinirlerini bozuyor? Neden?

12- Hangi markalara tutkunsun?

13- Yakın bir arkadaşın kanunsuz bir iş yapsa polisi arar mısın?

14- Bir film yapmaya karar versen adı ve konusu ne olurdu?

15- Eklemek İstedikleriniz

Hızlı Tur Bölümü (Lütfen Kısa Kısa Cevaplayınız)

Burcunuz :

Tuttuğunuz takım:

Sigara – Alkol kullanıyor musunuz?

En sevdiğiniz renk?

Ne tür müzik dinlersiniz?

En sevdiğiniz şarkı ve nedeni?

Sevdiğiniz var mı – ona buradan ne söylemek istersiniz?

Yaptığınız en büyük çılgınlık?

Sevdiğiniz için neleri göze alırsınız?

Sizi sevenin sizin için neler yapması hoşunuza gider?

Şu an ruhunun olmak istediği yer?

İzlemekten keyif aldığın TV programları neler?

Hayatta en çok kıymet verdiğin insan?

Hayvan besliyor musunuz?

Karşı cinste hoşlandığın tip?

Aşk herşeyi affeder mi sizce?

Benzetildiğiniz biri var mı?

Röportaj Örnekleri

Röportaj Örneği, Röportaj örnekleri

Söyleşi: Hakan Eren / AKORT dergisinde yayınlanmıştır.

Türk Popu’nun ilk kadın söz yazarı Fikret Şeneş en son 1996 yılında Ajda Pekkan için “Bir Hata” adlı şarkıyı yazmış. Ondan beri söz yazmıyor. Türk Popu’na 290′a yakın eser bırakmış. Başta Ajda Pekkan olmak üzere Semiramis Pekkan, Sevda Karaca, Işıl Yücesoy, Zerrin Özer, Nilüfer, Semiha Yankı, Ayla Dikmen, Neco, Zaliha, Tanju Okan, Sibel Egemen, Şenay, Ayten Alpman, Selçuk Ural, Gönül Yazar, Gökhan gibi birçok önemli yorumcu Fikret Şeneş’in yazdığı şarkı sözlerini plak yapmışlar. Yazdığı tüm şarkılar aradan uzun yıllar geçmesine rağmen hala dillerde ve kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Kalıcı olmanın en önemli örneği Fikret Şeneş bakın neler söyledi…

Şimdiki yazılan şarkı sözlerini nasıl buluyorsunuz?

Şimdi yazılan şarkı sözlerinin uygunsuz olmalarının sebebini TRT’ye yüklüyorum. Çünkü eskide TRT bizim en ufak bir Türkçe hatası olan veya sakıncalı bir mana ifade edecek sözleri içeren şarkıları hemen durdurur denetimden geçirmezdi. Ama şimdi önüne gelen her türlü kelimeden her türlü argo sözlerden şarkı yapıyor. Yani Türkçe’mizi rezil etmek için ne lazımsa yapıyorlar. Ama müstehcen olsun ama argo olsun ama Türkçe’si yanlış olsun veya cümle tersinden söylenmiş mühim değil yeter ki orada bir “Salla” bulunacak, ya “Mucck” ya da “Şaka Şuka” diyecek. “Şak Şuka” çok güzel aslında çünkü bir çingenenin yaptığı şarkı ve bir çingene gecesinde söylendiği zaman veya bir göbek atarken fevkalade uygun. Ama bir TV için uygun olduğunu düşünemiyorum. Sadece müzikalite açısından yoksa ben bile bayılıyorum. O kadar güzel çalışmışlar ki hakikaten dans show görüyorsun.

Bir şarkının kalıcı olması için ne yapılması gerekir? Sizin yazdığınız şarkılar hala her yerde söyleniyor. Şarkılarınız bu kadar kalıcı olacağını hissetmiş miydiniz?

Tabii kalıcı olacağını hissettim çünkü onlar bir hayatın yaşanmışları. Ben kırkımdan sonra başladım. O yaşa kadar gelen hislerin bir süzülmesidir tüm bu sözler. Bunları yaşayacaksın ki ayna gibi her insan kendinden bir parça bulabilsin şarkının içinde. Ya acılarını bulur, ya sevgisini, ya aşkından ya da özleminden bir şeyler bulur. “Aaaa tıpkı bak bu benim için yazılmış” diyebildiği zaman o şarkı artık kalıcıdır. Bir şarkının kalıcı olması için şarkı sözünün çok samimi ve hakikaten yaşanmış olması lazım. Yaşamamış olan şarkı sözü yazamaz ama şiir yazar. Şarkı sözü yazamaz çünkü müzikten etkilenmesi lazım. Bugün müzikten daha önemlidir söz.

Yıllar önce yazdığınız şarkılarınız yeniden başka yorumcular tarafından cover yapılarak albümlere konuluyor. Bunları nasıl karşılıyorsunuz? Beğeniyor musunuz?

Beğeniyorum ama zavallılar zamana uyacağım diye onlara ne verilirse onu okuyorlar. Ben zamanında bu şarkıyı yazarken uygun yorumcuya vermişimdir şarkıyı mesela bir “Ne de Olsa Karın”ı Ayla Algan okumuştur niye Ajda Pekkan’a vermemişimdir? Ona uymaz diye. Şimdi başkası okuduğunda dinlemem lazım iyi okuyor mu diye. Hakikaten hissederek okumak lazım. Buyursun okusun.

Siz hep anlatırsınız bir şarkınızın yazılmasının aylar sürdüğünü oysa şimdi şarkılar daha çabuk yazılıyor gibi. Sizin şarkılarınızın farkı burada galiba…

Hayır beste yok ki ortada. Do’yu oradan re’yi oradan çalacak nasıl kelimeleri oradan buradan aşırıyorlarsa onlar da müzikleri laylaylom işte Arap müziği Avrupa müziğini takip ediyorlar. Benim bir çok şarkımın kelimelerinden şarkı yapmışlardır. Şimdi aradaki fark nedir biliyor musun? Benim müziği çok iyi bilmem. Sesimin çok güzel olmasından dolayı bir konservatuar okumuş, bir özel ders almış olmam ki hakikaten çok değerli bir konservatuar hocasından ders aldım. O zamanki Amerikalı müzik hocamız bize müzikal olmayan bir kelimenin şarkıya girmeyeceğini öğretmişti. Eğer her kelime şarkıya girebilseydi o zaman şairlerden bizlere lüzum kalmazdı ki. O kadar başarılı şairlerimiz var ama öyle kelimeler var ki şarkıya uymayabilir. En yüksek tonda çıkamayabilirsin o kelimeyle. Hiç farkında olmadan Amerikalı müzik hocama çok şeyler borçluyum. Çünkü söz yazarlığının bir okulu yok ama ben bu eğitimi almışım İngilizce olarak. Ahenkli kelimeler olması lazım diyor şarkıda. “Kalbinden beni at” o T harfini düşünebiliyor musun? T harfinin sona gelmemesi lazım. Ya G harfinden başlayan herhangi bir cümle “Göö” diye giriyor. “Gööözlerinin”… Ne kadar çirkin, olabilir mi böyle bir şey?

Türk popuna baktığımız zaman en büyük hitleri çıkaran söz yazarlarının kadın olduğunu görüyoruz. Tesadüf müdür bu, yoksa kadınlar daha iyi söz yazıyor mu demeliyiz?

Çünkü aşka kadınlar daha çok değer veriyor. İki Fransız şair var birbirlerine çok aşıklar ve şiirlerle yazışıyorlar. Kadından aşkın tarifi çıkıyor. Diyor ki “Aşk bir kadının bütün hayatıdır, erkeğin varlığının bir parçasıdır.” Düşünebiliyor musunuz bir kadının bütün hayatı, bütün dünyası. Erkek herhangi bir şekilde dışarıda bir şey yaptığında asıl aşık olan kadına nelerin tesir ettiğinin farkında bile değil. Lalettayin dışarıda yaptığı bir şey gibi addediyor kendini. Bu demektir ki , kadının daha iyi mi söz yazarlığının dışında kadının haleti ruhiyesinin daha ince, daha kırılgan, daha sadık olduğudur. Ama bu dediğin Türk popundaki tesadüftür yoksa başarılı erkek söz yazarları da var.

Erkek söz yazarlarını nasıl buluyorsunuz?

Benim çok beğendiğim daha Almanyalar da iken şiirlerini kestiğim Ahmet Selçuk İlkan var ki ne şahane bir şairdi geldi buraya arabeskçi oldu. Hadi buradan buyurun. Yazık oldu. Kayahan da dikkatimi çeker ama Kayahan hiçbir zaman bana samimi gelmemiştir. Sanki biraz zorlamalı gibi. Normal bir hayatın gidişatı gibi gözükmez bana hayatı her nedense. Sahnede de ömrümde bir kere izledim o zaman ismi bile yoktu ortada. Arnavutköy’de aralık bir sokakta 2.katta bir yerde şarkı söylüyordu oraya gittiydim. Orada da itti beni samimi gelseydi çekecekti belki. Barış Manço da aynı şekilde samimi gelmedi bana. Kenan Doğulu çok tabii geliyor bana biliyor musunuz? Hakikaten hisseder hissetmez hemen yazıyor ama parçalıyor kendini onu sana da sevdirsin diye. Hep aynı şey hatta bugün Şenay Düdek’te de okudum diyor ki “Yorgun düşüyorum Kenan’ı dinlerken. Adam kendini parçalıyor”. Bana da sordu bir gün “Nasıl buldun Fikret abla” diye. Oğlum niye paralıyorsun kendini. Bak millet doldurmuş burayı seni dinlemeye zaten gelmiş. Ehh şarkıların da güzel niye kendini bu kadar parçalıyorsun dedim.

Peki sizce şarkı söylemek bağırmak demek midir?

Hayır. Hayır. Hayır… Fısıldamak demek, konuşmak demek. Biraz da Rap türü bundan çıktı. Konuşuyor diyorlar ya. Nereden çıktı buradan çıktı. Bağırmadan küçük sesle şarkı söylemek dünyanın en güç işidir. Şarkı söylemek zaten sanatın en güç dalıdır. Şarkıyı söyletmiyorlar bağırttırıyorlar aslında. Zerrin Özer’i sesini işte öyle yıktılar, mahvettiler. Zerrin Özer’in sesi Türkiye’ye az gelmiş seslerdendir. Batı olarak da diğer seçtiği dallar olarak da. Fakat bağırtırlar kızı illa ki. Nilüfer’i de bağırtmışlardır fakat “Ben Seni Seven Kadın”da bağırtmadan söylettim. O zamanki kocası Yeşil Giresunlu “Fikret hanım tebrik ederim sizi bana bir şarkıcı kazandırdınız” dedi. Çünkü ilk defa bağırtıp çağırtmadan Nilüfer’e şarkı söylettim. İşte bunları bağırtanlar müzik yapımcıları. Bağırsın da sesi çıksın ki satacak. Olmaz böyle şey.

Sizin zamanınızda klip yoktu. Acaba şarkılarınıza nasıl klip çekilirdi düşündünüz mü?

Valla bilemiyorum ama bir siyahlı kadın herhalde oturacaktı böyle elinde bir kırmızı gül. Oturduğu yerde hani ilk Zuhal Olcay’ın çıktığı gibi sahnenin ortasında durup şarkılarını icra edecekti. Ve ne kadar güzel dinlenecekti. Zuhal Olcay ilk çıktığı zaman “Yalnızlığım”ı söylediği zaman mest olmuştum. Hep öyle dümdüz siyah bir elbise ile çıktı sahnenin ortasında durdu. Tüm şarkılarını söyledi ve çıktı. Biz böyle aşılanmış falan gibi kaldık. Benim için Zuhal Olcay iyi tiyatro sanatçısı olmasının yanında iyi de bir şarkıcıdır.

Şimdi eskiden haklarınızı koruyacak bir MESAM bir MSG gibi meslek kuruluşları yoktu. Haklarınızı sanatçılardan mı alırdınız? Nereden alırdınız?

Sanatçılardan değil şirketlerden alırdık. Konuşurduk şirketten alırdık 250 Lira. Sonradan 3.000 Liraya çıktı çok pahalandı dediler. Şimdi konserlerde de almaya başladık. “Memleketim” şarkısı bile yeterdi aslında. Düşünsenize önüne gelen herkes söyledi. Şimdi de okullara vermişler. Okullarda okutuluyor ezberletiliyor ve hükümet benden izin almadığı gibi ne de bir teşekkür etti. Sadece kullanıyorlar güzel güzel. Ondan sonra da uyduruyorlar. Geçtiğimiz yıllarda TRT’de bir konserde “Memleketim” söylendikten sonra altına Mehmet Akif Ersoy yazdılar. Tam çıldırıyordum onun için hemen aradım TRT’yi “Bu İsrail halk şarkısıdır sözlerini de ben yazdım” diye.

Gençlerin iyi söz yazabilmeleri için ne gibi tavsiyelerde bulunacaksınız?

Gençler iyi söz yazamaz. Çünkü yazması için yaşaması lazım. Nasıl bir meyve olgunlaşmadan düşüp yenmiyorsa gençler de hissedemez daha. Ancak idealist laflar ederler o da sakıncalı bulunur zülfüyare dokundu diye. Onun hissettikleri orta yaşın hissettiklerine uymaz. Hayatı bilmiyor daha yaşaması lazım.

FİKRET ŞENEŞ NE DEDİ?..

AJDA PEKKAN

Ajda Pekkan sahneler için yaratılmış. Hakikaten sahneleri dolduran yegane batı şarkıcımızdır benim için. Bunun yanı sıra dinleyicisine en çok saygısı olan , en mükemmel şekilde görünmek isteyen bir şarkıcıdır bir sanatçıdır daha doğrusu. Öylesine saygılıdır ki saçının bir teli kıvrılsa veya elbisenin bir tarafı ütüsüz olsa katiyen sahneye çıkmaz, şarkı söylemez. Bu ne demektir , dinleyicisine olan saygısından ileri gelen bir şeydir. Ve bunların mükemmel olması için elinden geleni yapar. Bunları yaparken de bazen şarkı sözlerini unutabilir. O kadar saçıyla başıyla meşguldür ki bir anda kayıverir şarkının sözü ama Ajda toparlar mühim değildir. Kendine de hep söylediğim gibi benim şarkılarımın en iyi vitrinidir. Çünkü o şarkılarımı alıp kendi mükemmeliyetçi kişiliği ile birleştirdiği zaman gayet tabii o şarkı nazar-ı dikkati cezbeder herkes tarafından tutulur ve sevilir. Ama bir başkası tarafından da söylense belki aynı alakayı görebilir de görmeyebilir de. Şarkıcın görüntüsü de çok mühim yoksa önünüze her gelen sesi güzel birileri de şarkıcı olabilirdi.

SEZEN AKSU

Tanrının hakikaten az insanlara nasip ettiği bir değer benim için. Fransızların nasıl bir Edith Piaf’ı varsa bizim için de Sezen Aksu aynı şeydir. O kadar güzel şeyler yaptı ki sonunda daha da tatmin olayım diye değişik yönlere saptı. O zaman da bizim sevip kabul ettiğimiz Sezen’i bu değişik türlerin çok azında gördüm. Mesela son şarkısı “Farkındayım” benim için dünyaya değer bir şarkısıdır. Yalnız şarkının A’sı ile B’sinin aralarında en ufak bir bağlantısı yok fakat bunu ancak müziği bilenler anlayabilir. Ama bunu o kadar iyi başarmış ki şarkıyı dinlerken başka dünyaya gidiyorsunuz.

NÜKHET DURU

Eskiden beri hep özgün besteler diye tutturdu. Fevkalade bir yorumcu fevkalade bir insandır. Özgün besteler diye tutturdu fakat bizim memleketimizde tam manasıyla batı müziğinde besteci olarak pek fazla bir insan göremiyorum. Avrupa mesela hem müziği hem sözü eşit tutar ama aslında bana sorarsanız söz daha mühimdir. Müzik ne kadar güzel olursa olsun sözler olmayınca melodi kayar kafanızdan fakat çok güzel bir söz kafanıza çakılır kalır. Melodisi aklınıza gelmese bile şu sözlü şarkı nedir diye sorarsınız. Sahnesine gelince kendini o kadar sebatla yetiştirdi ayrıca çok da hatırşinasdır. Çok severim ve her ne kadar beraber çalışma imkanımız olmasa bile yine de hep arar sorar ve ben aradığım zaman hep telefona kendisi çıkar ötekilerde bunu göremezsin.

NİLÜFER

Nilüfer’in sesi her ne kadar çağlayan gibi gürler gözükse de oktavı çok fazla geniş değildir. Ajda, hele ders aldıktan sonra çok daha iyi çıkabildi. Gırtlağı daha iyi kullanabilmek için şan dersi şarttır her zaman. Nilüfer çıkabildiği halde aynı oktavdan fazla dışarı çıkamaz ve o oktav içindeki şarkıları da çok güzel değerlendirir. Çünkü güzel bir sesi var temiz bir gırtlağı var. Kendine çok iyi bakar. Benim için değerlidir.

röportaj örnekleri

,  röportaj örneği,  röportaj örnekleri kısa,  röpörtaj örnekleri,  kısa röportaj örnekleri,  öğretmen röportaj örnekleri,  kısa röpörtaj örnekleriöğretmenle röportaj örnekleri,  öğretmenle röportaj örneği,  kısa röportaj örneği,  röportajlar örnekleri,  röportaj örnekleri


Sponsor Bağlantılar


Bu Sayfayı Paylaş

Henüz Yorum Yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

(örnek: Lionel Messi) *

(İsteğe Bağlı)